Bu yazı, Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Dergisi‘nin 103. sayısında yer almıştır.
“Gölge profil” terimi, 2018 yılında ABD Kongresi tarafından Meta’nın kurucusu Mark Zuckerberg’in önüne konduğunda, Zuckerberg böyle bir kavrama aşina olmadığını söyledi. Oysa, siber güvenlik uzmanları bu terimi yıllardır tartışıyordu.
Teknoloji devlerinin -Meta, Google, ByteDance gibi devasa veri şirketlerinin- bünyesinde barındırdığı en ürkütücü mekanizmalardan biridir gölge profil. Bir platformun kullanıcıları yahut hiçbir zaman kullanıcısı olmamış kişiler hakkında, rızaları alınmadan derlenmiş bilgi yığını demektir. Bir sosyal medya hesabı açmamış olabilirsiniz. Kişisel gizliliğinizi koruduğunuzu sanıyor olabilirsiniz. Ancak bu durum, Silikon Vadisi’ndeki sunucularda sizin adınıza açılmış bir dosyanın bulunmadığı anlamına gelmez. Başkalarının rehber senkronizasyonları, üçüncü taraf sitelerdeki izleme araçları, reklamlar, cihaz özellikleri ve gezinme davranışları birbirine eklenir ve bir kişinin dijital bir portresi oluşur.
Akademik çalışmalar çeşitli yöntemlerle bir sosyal medya platformuna hiç üye olmamış insanların bile yaşının ve cinsiyetinin isabetle tahmin edilebildiğini gösteriyor. Başka bir deyişle kullanıcılar farkında olmadan diğer insanların üzerine bir gölge düşürüyor.
Hangi sayfada durduğunuz, neyi aradığınız, hangi saatte çevrimiçi olduğunuz, hangi cihazdan bağlandığınız, hangi reklamın önünden geçtiğiniz ve bazen neyi görmezden geldiğiniz büyük verinin bir parçası oluyor. 1984’ün hayal ettiği gözetim dünyasına hiç olmadığı kadar yaklaşmış durumdayız. Asla yalnız değiliz. Aksine, varlığından dahi haberdar olmadığımız dijital gölgelerimizle birlikte seyahat ediyoruz.
İnternette gezinirken iz bıraktığımızı düşünmeyiz. Bir haber sayfasını açarız, bir ürünün fotoğrafına bakar, parmağımızı ekranda kaydırıp hayatımıza devam ederiz. Oysa görünmeyen tarafta yazılan bizim hikâyemizdir, tıpkı Latin şair Horatius’un dediği gibi “De te fabula narratur”.[1]
Pikseldeki Parmak İzleri
Bir gölge profil nasıl inşa edilir?
İlk yöntem gömülü takip kodları veya popüler adıyla piksel teknolojileridir. Ziyaret ettiğiniz bir haber portalı, teknoloji makalesi, e-ticaret sitesi ya da kişisel blog, kendi kod yapısı içerisine 1×1 piksel boyutunda şeffaf izleme görselleri ve oturum kaydı betikleri yerleştirir. Sayfayı açtığınız an yüklenen bu mikro kodlar ne kadar süre durakladığınızı, fare imlecini hangi cümlenin üzerinde gezdirdiğinizi, hangi fotoğrafa kaç saniye baktığınızı anında veri merkezlerine iletir. Sayfadaki “Beğen” veya “Paylaş” butonuna tıklamamanız hiçbir şeyi değiştirmez. O butonun orada bulunması dahi varlığınızın belgelenmesi için kafidir.
İkincisi, toplumsal veriler ve rehber senkronizasyonudur. Sizin dijital dünyadan uzak durma tercihiniz, arkadaşlarınızın veya ailenizin tercihiyle boşa çıkar. Çevrenizdeki insanların akıllı telefonlarına yükledikleri uygulamalara rehber erişim izni vermesiyle birlikte, telefon numaranız, e-postanız ve adınız veritabanlarına akar. Matematiksel matrisler bu verileri çaprazlar: “A, B ve C şahıslarının rehberinde ortak yer alan X kişisi, alternatif müzikten hoşlanıyor ve Marmara bölgesinde yaşıyor.”
Üçüncüsü ise “Cihaz Parmak İzi” sistemidir. Ekran çözünürlüğünüz, işletim sistemi sürümünüz, kullandığınız yazı tipleri, tarayıcı eklentileriniz ve IP adresiniz birleşerek sadece size ait olan dijital bir DNA oluşturur. Peter Eckersley’nin 2010’daki çalışması aynı cihaz parmak izini paylaşan bir eşin ancak 286.777 tarayıcıda bir bulunduğunu göstermişti. İncelenen yarım milyon tarayıcının yüzde 84’ü tekildi. Yani, “Bu Gizem’in telefonu, bu Ahmet’in tableti” denilebilecek kesinlikteydi.
Aynı şekilde konum geçmişiniz de nerede yaşadığınızı, nerede çalıştığınızı, hangi hastanelere, ibadethanelere ya da siyasi etkinliklere gittiğinizi gösterebilir. ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun veri komisyoncusu şirketlere karşı açtığı davalarda ortaya çıktığı üzere hassas konum verileri, kişilerin kimliği ve özel hayatı hakkında kişisel bilgilerden çok daha fazla gizli detay sızdırma potansiyeline sahiptir.
Bütün bu izlerden karakter çıkarmak istatistiğin sıradan bir işidir. Kosinski, Stillwell ve Graepel’in 58 binden fazla gönüllüyle yürüttüğü 2013 tarihli çalışma, yalnızca Facebook beğenilerinden cinsel yönelimin, etnik kökenin, dinî ve siyasi görüşün, kişilik özelliklerinin, zekâ düzeyinin, madde kullanımının, hatta ebeveynlerin ayrılıp ayrılmadığının şaşırtıcı bir doğrulukla tahmin edilebildiğini gösterdi.
K-anonimliği ve diferansiyel gizlilik gibi teoride buna karşı matematiksel teknikler vardır. Kişisel verileri geniş kitlelerin içine gizleyerek bir kişinin ayırt edilme tehlikesini yok etmeyi amaçlar. K-anonimliği, her profilin veri kümesi içinde en az k−1 benzeri olmasını şart koşar. Diferansiyel gizlilik ise istatistiği bozmadan bireyi silmek için veriye kasıtlı gürültü ekler. Ancak devasa kâr hırsı ve veri iştahı, algoritmaların bu anonimleştirme katmanlarını esnetmesine ve gölge profiller üzerinden bireysel mikro hedefleme yapılmasına zemin hazırlar. Nitekim Google, çerezlerin yerine geçecek gizlilik korumalı bir altyapı geliştirdikten sonra Nisan 2025’te çerezleri kaldırmaktan vazgeçtiğini, Ekim 2025’te de Privacy Sandbox teknolojilerinin çoğunu emekliye ayırdığını duyurdu.
Burada akla şöyle bir soru gelebilir, biz kimiz? Sistem için ne önemimiz var? Neden tekilleştirmeye çalışsınlar bizi? Cem Yılmaz’ın bir stand-up’ında “Muhittin Topalak from Kazlıçeşme” diye espri yaptığı herhangi bir insan değil miyiz?
Zaafların Haritası
Veri toplama eylemi sadece reklam satmakla sınırlı kalsaydı bu durumu dijital çağın hafif bir kusuru olarak niteleyebilirdik. Fakat toplanan bu devasa veri okyanusu, bireyin psikolojik haritasını çıkarmak için işlendiğinde ölümcül bir silaha dönüşür.
İlk tehlike kitlelere yöneliktir. Cambridge Analytica skandalında ortaya dökülenler, milyonlarca insanın psikometrik testler ve dijital izler aracılığıyla korku, öfke ve kırılganlık noktalarının haritalandırıldığını gösterdi. Avrupa Veri Koruma Kurulu, sosyal medya hedeflemesini kullanıcıların algılanan özellikleri, ilgi alanları veya tercihleri temelinde belirli mesajların belirli gruplara yöneltilmesi olarak ele almış ve bunun ticari amaçların yanı sıra siyasi amaçlarla da kullanılabildiğini belirtmiştir. ABD Federal Ticaret Komisyonu, Cambridge Analytica’nın on milyonlarca Facebook kullanıcısının verisini seçmen profilleme ve hedefleme amacıyla topladığını tespit etti. Birleşik Krallık’taki ICO soruşturması da sosyal medya verilerinin küçük seçmen gruplarına özel mesajlar yöneltmek için kullanıldığına dikkat çekti.
Demokratik bir seçim yaptığını düşünen halk aslında sosyal medya tarafından belli bir tercihe manipüle edilmiş olabilir.
İkinci tehlike ise karar alıcı pozisyonda bulunan bireylere karşı algı operasyonudur.
Bizim Muhittin Topalak’ın işleri yolunda gitsin. Siyaseten yükselmeye başlasın. Bir yerlerde onun verileri kayıtlı. Hangi fotoğrafın üzerinde iki saniye fazla durakladığı, fobisini içeren videoları hangi hızla geçtiği, hangi yıldönümünde gece üçte hangi kelimeleri arattığı… Artık Muhittin bir zamanlar sosyal medya kullanmamış olsa bile gölge profili “saye”sinde[2] şantaja açıktır.
Mesela Muhittin köpeklerden korksun. İlk aşkını unutamasın, başka bir kadınla evlenmiş olsa bile onu ara sıra düşünsün. Bu verilere sahip olan bir güç odağının Muhittin’e istediğini yaptırmak için “Şunu yap, yoksa sırrını açıklarız” diye açıkça şantajda bulunmasına gerek yoktur. Bunun yerine akış ayarlanır. Muhittin’in önüne haftalarca köpek saldırısı haberleri, travmasını tırmalayan içerikler, ilk aşkının şehrine dair örtük simgeler düşer. Muhittin, evrenin kendisine bir şey söylediğini sanır. Kaygısı yükselir, muhakemesi daralır ve onların istediği kararı kendi kararı olduğuna inanarak verir. Soğuk Savaş döneminde istihbarat teşkilatları tarafından geliştirilen MICE modelinin C ve E harfleri adeta tereyağından kıl çekercesine işler: “Compromise” (zaaf) ve “Ego” (ego).
Bu duruma karşı devlet düzeyinde çeşitli önlemler alınabilir. Vatandaşların psikolojik ve biyometrik verilerini barındıran sunucuların ulusal sınırlar içinde tutulması zorunlu kılınır, stratejik kamu görevlilerine şifreli ve kapalı devre iletişim altyapıları sağlanır. Sosyal medya devlerinin akış algoritmaları bağımsız bilim kurulları tarafından denetlenir ve “micro-targeting” adı verilen bireye özel siyasi veya psikolojik propaganda reklamları tamamen yasaklanır. Cezalar sadece şirket bütçelerine kesilen küçük oranlar olmaktan çıkarılarak veri ihlali yapan yöneticilerin şahsi hukuki sorumlulukları -lisans iptalleri ve hapis cezaları- devreye sokulur.
Avrupa Birliği’nin siyasi reklamların şeffaflığı ve hedeflenmesine dair 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren düzenlemesi iyi bir örnek. Reklamların etiketlenmesini, kimin ne kadar ödediğinin açıklanmasını ve hedefleme yapıldıysa hedeflenen kitlenin bildirilmesini zorunlu kılıyor. Hedefleme ise yalnızca kişinin bizzat verdiği ve bu iş için ayrıca açık rıza gösterdiği veriyle mümkün. İhlal halinde ise ceza küresel cironun yüzde 6’sına kadar olabiliyor. Meta, bu düzenleme üzerine, AB içinde siyasi ve toplumsal konu reklamlarını tamamen durdurdu.
Mahremiyet, yalnızca sırlarımızı saklamak değil başkalarının bizim adımıza hangi çıkarımları yapabileceğini de sınırlamaktır ve bir ülke için verilerini korumak hudutlarını korumak kadar önemlidir.
Birey ölçeğinde ise amaç görünmez olmak değil, pahalı bir hedef olmaktır. Takip ekonomisi de her ekonomi gibi ucuz avı sever. Tarayıcıyı gizliliğe göre seçmek, izleyici engelleyici kurmak, profil çıkarmayan bir arama motoru kullanmak, çerez uyarılarında refleks olarak tıkladığımız “tümünü kabul et”i “tümünü reddet”e çevirmek ve hiçbir uygulamaya rehber erişimi vermemek hakkımızda veri toplamak için gereken maliyeti biraz daha yükseltir.
Manipülasyonlara kapılmamak için de zihnimizi eğitmeliyiz. Akışta içinizde ani bir öfke ya da korku patlatan bir içerikle karşılaştığınızda durup “bu şu an neden benim önüme düştü?” diye sormak gerekir. Öfkelenmemek, sisteme en pahalıya mal olan hamledir.
Ya geçmiş? Yıllarca bilinçsizce paylaştığımız şeyler? Eski gönderileri ve konum bildirimlerini temizlemek, unutulmuş hayalet hesapları dondurmak yerine kalıcı olarak kapatmak, “verilerini indir” ile arşivimizi indirip ardından kopyayı platformdan kaldırmak, sosyal medyada yansıttığımız kimlikle özel hayatı birbirinden tamamen ayırmak gibi dijital temizlik yöntemlerini kullanabiliriz.
Evet, internet geçmişimizi bütünüyle geri alamayabiliriz. Ekran görüntüleri, yedekler, üçüncü taraf kopyaları veya başkalarının paylaşımları kalmış olabilir. Ancak algoritmalar taze veriyle beslenir. Yeni veri akmayı kestiği anda eski profil bayatlar, tahminler ıskalamaya başlar ve dijital ikiz nihayet aslından geri kalır. İnsan davranışı akışkandır. Sizi geçmişinize hapseden şey bugün de aynı yoldan geçmeye devam etmenizdir.
Yani dostlarım, Muhittin’i hâlâ kurtarabiliriz.
Peki Muhittin’in torununu?
Tele-Ekrandan Algoritmaya
George Orwell, 1984’te Okyanusya vatandaşlarının oturma odalarına yerleştirilmiş çift yönlü tele-ekranları ve sokak başlarındaki Büyük Birader posterlerini tasvir ettiğinde, totalitarizmin en uç noktasını kurguladığını düşünmüştü. Okyanusya’da Düşünce Polisi, insanların yüz kaslarındaki küçücük bir seğirmeyi ya da uykudaki bir mırıltıyı gözlemleyerek “Düşünce Suçu” işleyenleri tespit ederdi.
Oysa 21. yüzyılın gölge profilleri sayesinde bugünün Büyük Birader’i, duvarınızda duran soğuk bir kamera veya sokaktaki bir devriye değildir. O, cebinizdeki akıllı cihazın arkasında sessizce çalışan ve bilincinizin en mahrem katmanlarına sızan bir algoritmadır.
Büyük gölge veritabanları, gelişmiş kestirimci yapay zekâ modelleriyle birleştiğinde Düşünce Polisi’ne ihtiyaç kalmayacak. Sistem, henüz eyleme dökmediğiniz, hatta kendi zihninizde netleştiremediğiniz öfkeleri, isyan dürtülerini ve psikolojik zaafları “gölge profilinizdeki” milisaniyelik veri dalgalanmalarından okuyabilecek. Bir haber başlığında gözünüzün milimetrik olarak daha fazla kalması, nabzınızın ekran dokunuşunuza yansıyan mikro titreşimleri ve gecenin bir yarısı arattığınız soyut bir kavram, otonom algoritmalar için henüz işlenmemiş bir Düşünce Suçu ihbarına dönüşecek.
Winston Smith, günlüğüne “Kahrolsun Büyük Birader” yazarken gizlendiği kuytu köşede izlenmediğini umuyordu. Dijital çağın Winston’ları ise hiçbir şey yazmak zorunda değil çünkü algoritmalar onların ne zaman, hangi koşul altında ve hangi kelimelerle isyan edeceğini o isyan hissi zihinde doğmadan çok önce hesaplamış durumda.
Geleceğin distopyası, bizi izleyen gözlerden değil, bizi bizden daha iyi tanıyan ve arzularımızı önceden simüle ederek irademizi felç eden gölge profillerden doğacak.
Kaynak:
- Kosinski, M., Stillwell, D. & Graepel, T. (2013). Private traits and attributes are predictable from digital records of human behavior. PNAS, 110(15), 5802–5805. (https://www.pnas.org/doi/full/10.1073/pnas.1218772110)
- Eckersley, P. (2010). How Unique Is Your Web Browser? Privacy Enhancing Technologies Symposium. (https://coveryourtracks.eff.org/static/browser-uniqueness.pdf)
- Universität Konstanz. (2023). Shadow profiles: the data of others. Campus Magazine. (https://www.campus.uni-konstanz.de/en/science/shadow-profiles-the-data-of-others)
- Cesifo Working Paper. (2022). Facebook Shadow Profiles. EconStor. (https://www.econstor.eu/bitstream/10419/252088/1/cesifo1_wp9571.pdf)
- The Conversation. (2018). Shadow profiles – Facebook knows about you, even if you’re not on Facebook. (https://theconversation.com/shadow-profiles-facebook-knows-about-you-even-if-youre-not-on-facebook-94804)
- Federal Trade Commission. (2019). FTC Issues Opinion and Order Against Cambridge Analytica for Deceiving Consumers About the Collection of Facebook Data. (https://www.ftc.gov/news-events/news/press-releases/2019/12/ftc-issues-opinion-order-against-cambridge-analytica-deceiving-consumers-about-collection-facebook)
- Disinformation and ‘fake news’: Final Report Contents (https://publications.parliament.uk/pa/cm201719/cmselect/cmcumeds/1791/179106.htm)
- Google Privacy Sandbox. (2025). Next steps for Privacy Sandbox and tracking protections in Chrome. (https://privacysandbox.google.com/blog/privacy-sandbox-next-steps)
- Meta Newsroom. (2025). Ending Political, Electoral and Social Issue Advertising in the EU. (https://about.fb.com/news/2025/07/ending-political-electoral-and-social-issue-advertising-in-the-eu/)
- Guidelines 8/2020 on the targeting of social media users, EDPB. (https://www.edpb.europa.eu/system/files/documents/2021-04/edpb_guidelines_082020_on_the_targeting_of_social_media_users_en.pdf)
- FTC Bars Kochava from Selling Sensitive Location Data | Data Privacy Dish (https://www.gtlaw-dataprivacydish.com/2026/05/ftc-bars-kochava-from-selling-sensitive-location-data/)
[1] “Anlatılan senin hikâyendir.”
[2] “saye”, “gölge” demektir.

