KALEMİN TANIKLIĞI – Bir Seçim Öyküsü

❝Yaşamımız, seçtiğimiz yolların bir bileşkesiydi ve bazı yol ayrımları çok kritikti, sen de dönemece yaklaşırken böyle bir seçimin yanı başına uğradın.❞

#sağlıktaşiddetehayır

Eğer sağduyunu seçmiş olsaydın her şey farklı olabilirdi.

Ağaçlar buzdan heykellere dönüşürken yollar yaşlı bilgelerin sakalı gibi ağarmıştı. Yayalar ve arabalar adeta bir buz pistinde giderken kış güneşi soğuğa gülümsüyordu. Sen o sırada ıssız, ara bir yoldaydın. Henüz tuzlanmamıştı geçtiğin yer.

Geçen yıl aldığın parlak gri arabanı sürüyordun. Havanın soğukluğuna rağmen camı açmış, tek kolunu dışarıya çıkartmış sigara içiyordun. Yüzünü buruşturmuştun. Bunun iki sebebi vardı, birisi pek bilmediğin bir ilçede olman, diğeri de güneşin doğruca yüzüne vurmasıydı. Seni taşıyan asfaltın karakterini bilmiyordun. Nerede kasis var, neresi çukur, eğim nasıl… Bütün bunlar senin için bilinmezdi. Sürüşünü sürdürebilmek için bu bilgilere ihtiyacın vardı. 

Derken sigaran bitti, camı kapattın ve biraz gaza bastın. Yaşamımız, seçtiğimiz yolların bir bileşkesiydi ve bazı yol ayrımları çok kritikti, sen de dönemece yaklaşırken böyle bir seçimin yanı başına uğradın.

Direksiyonu tam tur çevirmeyi seçtin.

Bu, olması gerekenden biraz daha fazlaydı. Dönemeci dengeli olarak geçebilmek için yarım tur yeterliydi. Dolayısıyla merkezkaç kuvveti fazla geldi ve araban buzun üzerinde kaymaya başladı. Rastgele bir pedala basarak bir seçim daha yaptın. Telaşından dolayı sol ayağının fren değil, gaz pedalına doğru kaydığını fark etmedin. Çabaların seni köşede duran direğe daha hızlı yaklaştırmak dışında bir işe yaramadı.

Eylemsizlik kanununun gereğince savruldun. Başın cama şiddetle çarptı. Kafatasın bu çarpmanın şiddetini sönümleyemeyince, beyin damarlarından bazıları zedelendi ve beyin kanaması geçirmeye başladın. 

Biraz daha geriye gidelim şimdi… Biraz daha eski seçimlerine… Kazadan bir hafta önce parkta oturuyordun. Karınla eften püften bir sebepten kavga edip evden çıkmıştın. Akşamı tek başına geçirmiştin ve gece yarısına az kaldığını fark ettikçe daha da öfkeleniyordun. Sinirden ellerin titriyordu, sakinleşmek için içtiğin içkiler işe yaramamıştı. Eve geri dönemezdin. Geceyi nerede geçireceğini bilmiyordun.

Ayağa kalktığında, başının döndüğünü fark ettin. Sağlığına dair bir endişe içini kapladı. Etrafına şöyle bir baktın ve yanan ışıklar gördün. Bir hastanenin acil servisiydi orası, yürüme mesafesindeydi. Yalpalayarak beş dakika boyunca yürüdün. Kapıdan içeri girerken ışıktan dolayı gözlerini kıstın. 

İçerisi hastalarla doluydu. Doktorlar ve hemşireler kan ter içindeydi, kime yetişeceklerini bilmiyorlardı. Sağ taraftaki bölmede yaralılarla ilgilenen yeşil gözlü bir kadın doktor vardı. Doğruca ona baktın. Nedense dikkatini o çekmişti.

Daha sonra başını çevirdin ve hasta kabul masasına yöneldin. Resepsiyonist sana kimliğini sordu. Sert bir tavırla yanında olmadığını, evde unuttuğunu söyledin. Sanki karınla kavga ettiğini, aceleyle evden çıktığını biliyormuş da damarına basmak istiyormuş gibi davrandın ona. Resepsiyonist, kimlik olmadan hasta kabulü yapılamayacağını, ancak kimlik numaranı söylersen sana yardımcı olabileceğini söyledi. Oysaki rakamlar aklından uçup gitmişti.

Bağırmaya başladın. Vergi verdiğini, seninle ilgilenmek zorunda olduklarını söyledin onlara. Duvarlar sesinle inliyordu. Güvenlik görevlisi seni sakinleştirip ikna etmeye çalıştı. Ne var ki onun döktüğü su, içindeki benzin yangınını daha da büyüttü.

Bakışların tekrar ona döndü, acil servis nöbetini sürdüren yeşil gözlü doktora. Elin gömleğinin cebine doğru uzandı. Beni tuttun. Kalbinin atışlarını duyabiliyordum. Öfken beni cebinden çıkarıp doktora fırlatmanı söyledi, sağduyun ise dışarı çıkmanı. Öfkeni seçtin.

“Kalem doktorun gözüne çarptı! Yeşim Hanım iyi misiniz?” diye sesler duyuldu. Yeşim’in gözüne değil kaşına çarpmıştım, ancak az kalsın tam gözünün içine girecek ve çok daha ciddi bir yaralanmaya neden olacaktım. 

Yere düşüp yuvarlandım, tekrar ayaklarının dibine geldim. Beni yerden alıp cebine koydun ve polis gelmeden önce hastaneden ayrıldın.

Acil serviste sen beni fırlattıktan sonra, ben yuvarlanıp geri gelmeden önce Yeşim’in “gitmekten vazgeçtiğini” söylediğini duydum.

Her zaman seninle değildim. Hatırlıyor musun, beni yolda bulmuştun, Yeşim beni düşürdükten birkaç saat sonra. Dünya küçük… Senden önce onunlaydım. Onun seçimlerine tanıktım. Yeşim’in bu Pazar nöbeti yoktu. İlçedeki lise arkadaşının yanına gidecek, çay içeceklerdi. Senin uyguladığın şiddet yüzünden yaralandı, morali bozuldu, sonuç olarak ziyaretten vazgeçti ve evinde dinlenmeye karar verdi.

Hayat seçimlerden ibaretti ve bu seçimler tıpkı bir saatin dişlileri gibi birbirini etkilerdi. Senin beni atmayı seçmen, onun da evde kalmayı seçmesine neden oldu.

Eğer Yeşim o gün arkadaşına gitseydi, insanın ve binanın olmadığı çıplak yoldan geçecekti. Dönemeci geçerken köşedeki direğe çarpmış arabanı fark edecekti. Arabasını sağa çekip aşağı atlayacaktı, yanına geldiğinde senin beyin kanaması geçirdiğini anlayacaktı ve derhal ambulansı arayacaktı. Acil müdahale sonunda hayatta kalma şansın çok yükselmiş olacaktı.

Bunların hiçbiri olmadı. Yeşim şehirde, evinde kalarak dinlendi ve seni bir daha görme şansı olmadı. Bu yüzden sen kaza mahallinde yalnız kaldın. O sırada gömlek cebindeydim. Son nefesini duydum. Birileri seni bulduğunda ise artık çok seçti.

Hayattaki seçimlerin birbirine nasıl bağlandığı yalnızca Tanrı tarafından bilinebilen bir sırdı. İnsanlar bu bağlantılar örgüsünün çok küçük bir kısmını ortaya çıkarabilirdi. Senin cesedini bulanlar tüm suçu buza atacaktı. Kimse önceki hafta yaptığın bir hareketle sonuna giden yolu benimle, yani kalemle yazmış olduğunu bilmeyecekti.

Liste(leri) seçin:

Bir cevap yazın