Kurban Bayramı ve Tefekkürler

Suhail Suri’nin kamerasından, sabah namazı. Muhteşem bir kalabalık.

Bütün İslâm aleminin bayramını kutlar, huzurlu, mutlulukla dolu geçmesini dilerim.

Kurban bayramı, bize Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in (aleyhimüsselam) teslimiyetini hatırlatıyor. “Allah için feda etmeye hazır ol,” diyor bize, “Feda etmeye hazır olduğun sana bahşedilir.”

Aslında Allah, bizi yarattığı halde bizden ne kadar az şey istiyor değil mi? Peygamberlerinden istediği gibi canlarımızı, cananlarımızı kurban etmeyi farz kılmıyor. Zamanımızın bir bölümünü ayırmamızı istiyor sadece, bir de para, o da belli bir miktarın üstündeyse.

Allah için harcadığımız vakit de yine iyilik olarak bize dönüyor. Namaz sayesinde zihnimizi dinlendirmiş, erken kalkmış oluyoruz; zekat sayesinde toplumsal yardımlaşmayı canlandırmış oluyoruz; diğer ibadetlerde de onca hayır, onca yarar…

Bayramda hayvanlar bu hakikati anımsatmak için can veriyorlar. Ne kutlu bir amaç uğruna! Eğer etlerini soğuk dolaplarda saklamak yerine ihtiyaç sahipleriyle paylaşırsak işte o zaman yaşamları anlam kazanıyor. Bayram, anlı şanlı bayram oluyor.

Şimdilik benden bu kadar. Bayramımız mübarek olsun!

Ağustos Ayı, Yaza Son Bakış, Yapmak İstediklerim

"31 Ağustos 2012'de Güneş'in atmosferindeki güneş gaz yuvarında asılı olan akkor halindeki hidrojen bulutunun 16:36'da (ETD) uzayda patlaması. Taçküre kütle atımı, saniyede 900 mil hızla uzaya doğru fırladı. Atılım sonucu oluşan plazma Dünya'ya uğramasa da Dünya'nın manyetik alanında bir etki yaptı ve 3 Eylül günü bu enerji kutup ışıklarını ortaya çıkarttı. Resimde, Güneş Dinamiği Gözlemevi'nden alınan 304 ilâ 171 angström dalga boyundaki hafifletilmiş sürümü alınmıştır." Kaynak: Vikipedi
2012 yılının Ağustos ayının son gününde dehşetli bir güneş patlaması. Görselin kaynağı Vikipedi.

Ayların son günleri, bitmek üzere olan otuz günün muhasebesini ve yeni ayın planını yapabilmek için harika bir fırsat. Bu kez ise ayna karşısında konuştuklarımı sizinle paylaşmak istiyorum.

GEÇEN;

Temmuz ayında yapmak istediklerim için ilk adımları attım. O adımlardan birisi çalışmaya başlamak, diğeri de bu siteyi açmak oldu. Peki yapmak istediklerim ne? Hayata atılmak, bir yetişkin olarak. Sorumluluk almak ve gerçek anlamda “yazarlığa”, hem yazmaya hem de yazdıklarımı tanıtıp kendimi anlatmaya başlamak. Başarabilecek miyim, bilmiyorum. İnşallah buraya gelecek ay olumlu bir yazı yazarım.

Bu ayda yeterince kitap okuyabildim, ancak yazmakta biraz daha geride kaldım. Yarım kalan kitaplarımı ilerletemedim. İlgimi böldüğüm için bu durumun yaşandığını düşünüyorum. Fatma’nın Portresi ve Avarya Oyunları gibi bambaşka çalışmaları aynı anda yazmaya, Yedi Mum Serisi‘ni ise düzenlemeye çalıştım. Sonuç olarak hiçbirine el süremedim.

GELECEK;

Ağustos ayında ilkin yazılar için düzen ayarlayacağım. Önce Yedi Mum‘un düzenlenmesi… Ardından Fatma’nın Portresi, bitene kadar. Son olarak da Papaz Kaçtı. (Avarya Oyunları Serisi’nin ilk kitabı, evet, o da bir seri!)

Wattpad konusunda kafam hâlâ çok karışık. Kitapları doğruca buraya mı taşısam? E-debiyat‘a mı götürsem, yoksa başladığı yerde devam edip bitince mi harekete geçsem? Yoksa hepsi birden mi? Sanırım, rüzgâr beni sürükleyecek.

Hedeflerimi listeleyerek yazıyı sonlandırmak istiyorum. Sevgilerimle!

  • Yedi Mum, yeni baştan düzenlenecek. Düzenleme aşamaları ya da değişen olay, kişi ya da durumlar burada yayınlanacak.
  • Fatma’nın Portresi‘ne 30 bin kelime yazılacak.
  • Ay içerisinde en az yirmi kitap okunacak, yorumları paylaşılacak.
  • Sitedeki “Kitap Yorumları” sekmesi faal hale getirilecek.

Önerilerinizi bekliyorum. Herkese şimdiden iyi bayramlar dilerim. Çok yakında görüşmek üzere!

“Taş Duvarlı Şatolardan Nötron Pillerine” Ne Demek?

Büyülü geçmiş ve çarpıcı gelecek…

Uzun zaman önce belirlediğim bu slogan, Papatya Tarlasında Rönesans‘ta, Güneş Toprak Adası’ndaki şato ile Yedi Mum Serisi‘nde önemli bir enerji kaynağı olarak kullanılan pillerden geliyor.

Genel olarak ise kurmaktan hoşlandığım hayali evrenleri tarif ediyor. Geçmişi ve geleceği -bazen ikisini birden- yazmayı seviyorum. “Zeitgeist(zamanın ruhu) kavramına inanıyorum. Zamanın mekânları, insanları, medeniyeti değiştirmesi hep ilgi çekici gelmiştir.

PAPATYA TARLASINDA RÖNESANS

Papatya Tarlasında Rönesans

Bir sabah genç bir kızın cesedi bulundu yağmurun altında. Herkesin içini yaktı, ta ki morga kaldırıldığı gecenin kamera görüntüleri izlenene dek;

Morg görevlisi onun çekmecesini açtığında ceset uyanarak memurun kolunu tuttu. Görevli yere yığılırken, sonradan kalp krizi geçirmiş olduğu anlaşıldı, o ayağa kalktı. Etrafa bakınıp kıyafet niyetine bir çarşafı sararak dışarı çıktı. Başka kameralara görünmedi. Bir daha da kendisinden haber alınamadı.

Olay unutulurken, kimse ne kızı gören ikinci bir görgü tanığı olduğunu biliyordu ne de bu uyanışın altı yüz elli yıllık davaları yeniden dirilteceğini.

Papatya Tarlasında Rönesans

PAPATYA TARLASINDA RÖNESANS

İlk göz ağrım olduğu için onu anlatarak başlamak istedim bloga.

2015 yılının Nisan ayında, “Acaba asırlar önce yaşamış birisi günümüze gelseydi ne hissederdi?” diye kendime sorduğumda hikayenin pırıltıları ilk kez zihnimde belirmeye başlamış, bilgisayarı açıp kırk sayfalık ufak bir taslak yazmıştım. Aynı yılın Eylül’ünde ise gerçekten yazıp Wattpad’de yayınlamaya başladım. Birkaç ay içerisinde geniş kitlelere ulaşan Papatya Tarlasında Rönesans, 2018 yılında Başlangıç Yayınları’ndan iki cilt halinde basılıp yayınlandı.

Bu linkten bookstagramların yorumlarına ulaşabilirsiniz.

Bu linkten ise 1000kitap kullanıcılarının yorumlarına ulaşabilirsiniz.

Kitabın ön okumasına şuradan ulaşabilirsiniz.

Eğer kütüphanenizde bir yer açmak isterseniz herhangi bir online kitapçıdan satın alabilir ya da şuradan iletişime geçebilirsiniz.